The Platform, Netflix yapımı bir film olarak 20 Mart 2020 tarihinde izleyiciler ile buluştu. Netflix’te izleyicilerin karşısına çıkmasının ardından ise, kısa sürede gündeme oturmayı başardı. Farklı fikirlerin savunulmasına neden olan film ile ilgili, konunu temeline dair çok sayıda görüş bulunuyor. Film, gerçekten kapitalist sisteme bir tepki olarak mı ortaya çıktı? Yoksa tam tersine, kapitalizmi destekler nitelikte sahneler mi barındırıyor?

Daha önce benzer konularda belki de yüzlerce farklı eserin bulunduğu bilinirken, The Platform yine de kendini izlettirmeyi başarıyor. Filmin temel hikayesinden bahsetmek gerekirse, toplamda kaç kat olduğu filmin sonuna kadar anlaşılamayan bir dikey yapıda mahkumlar bulunuyor. İlk sahnelerde 200, sonrasında 250, ardından da 300’lere kadar iddia edilen katların her birinde ikişer mahkum kalıyor. Kendi istekleri ile “Çukur” veya diğer bir adıyla “Delik”e gelen mahkumlar, yanlarında istedikleri bir nesneyi de getirebiliyor.

“Yukarıdakiler, Aşağıdakiler ve Düşenler”

The Platform

Ana karakter olarak Goreng (Ivan Massagué), hem sigarayı bırakmak hem de hapishaneden 6 ay sonunda diploma almak adına gönüllü olarak platforma giriş yapıyor. Yanında nesne olarak ise, “Don Kişot” kitabını alıyor.  – Filmin tamamı boyunca yaptığı hareketleri, gösterdiği çabayı yanında getirdiği kitaba bakmadan “Don Kişot’luk yapıyor” söylemleri ile değerlendirebilmemiz de son derece mümkün gözüküyor.. –

Delikte işleyiş aslında çok basit.. Her ayın sonunda, toplamda 333 katlık yapıda -ki bu kat sayısı anca film sonunda net bir şekilde gösteriliyor- mahkumlar farklı katlara taşınıyor. 30 günlük süre zarfında, belirlenen katlarda yaşamaya çalışan mahkumların en büyük mücadelesi ise, yemek yeme konusu olarak gösteriliyor. Birinci kattan başlayarak son kata kadar inen, her katta belirli bir süre duran platformda, herkes karnını doyurmaya çalışıyor. Ki filmin başlangıç kısımlarında, her mahkumun en sevdiği yemeği belirttiği, platforma bu yemeklerin eklendiği de gösteriliyor. Birinci kattan itibaren -muhtemelen- her mahkumun en sevdiği yemek platformdan mahkumlara sunuluyor. Elbette ki, insanoğlunun aç gözlülüğü ve bencilliği, filmde net bir şekilde karşımıza çıkıyor.

Birinci katta son derece zengin bir sofra ile karşılaşan mahkumlar, sadece kendilerini düşünerek karınlarını doyuruyor. En sevdiği yemekleri yemeleri halinde hiçbir sorun kalmayacakken, The Platform’un ana temasını oluşturan -kişisel görüş- “açgözlülük” ile beraber belirli bir kattan sonra diğer mahkumlara boş tabaklar ulaşıyor. Üst katlarda olan her mahkum, sonraki ay hangi katta gözlerini açacağını bilmeden, anlık olarak düşünerek hareket ediyor.

Karantina Günlerinde İzlenebilecek 5 Seyahat Belgeseli

Anti-Kapitalizm Vurgusu (mu?)

The Platform: Anti-Kapitalizm Vurgusu (mu?) 1

The Platform, temel bağlamda bu şekilde özetleyebileceğimiz bir film olarak karşımıza çıkıyor. Yukarıdakilerin aşağıdakileri düşünmediği, düşenlerin aç kaldığı ve zorunlu olarak bireysel düşünmeye mecbur olduğu bir durum var.

Filmi üzerine düşünülecek kadar detaylı yapan unsur, muhtemelen farklı fikirlere yönelik birçok açık mesaj barındırması..

İlk olarak mahkumların form doldururken en sevdikleri yemekleri sormaları, izleyicileri “Platforma herkesin en sevdiği yemekler konuluyor” diye düşünmesini beraberinde getiriyor. Hal böyleyken, toplamda 333 kat, totalde 666 kişinin yaşadığı dikey yapıda, herkesin kendi yemeğini seçerek yemesi sorunları örtecek gibi de gözüküyor.

Platformda yaşanan açlığın, yaşam mücadelesinin sebebi yönetim olarak gösterilse de, aslında dikey yapıdaki mahkumların bunu zorunlu kıldığı da görülen bir gerçek. Her ne kadar ağırlıklı olarak anti-kapitalist bir film olarak, kapitalizme tepki söylemleri ile yayımlanan bir filmde, tam tersine kapitalizmin yerini sağlamlaştırdığı bu bakış açısı ile görülebilir.  Platformda herkese yetecek kadar yemek varken, açgözlülüğün “kıt kaynak” olarak değerlendirilmesi de, yine farklı bir bakış açısı olarak karşımıza çıkabilir.

Anti-Kapitalist bir fikri savunduğu düşünülse de, yönetimden ziyade mahkumların, yani zorunlu olanların kapitalizmi sağlamlaştırdığı da görülebilir. şayet kapitalizm kavramını yönetenlerin değil, yönetilenlerin bu kadar ön plana çıkardığı mesajı veriliyorsa, bu fikrin tam da üzerine basılmış diyebiliriz.

10 Spor Filmi Önerisi

Farklı Final Senaryoları

The Platform: Anti-Kapitalizm Vurgusu (mu?) 2

The Platform’un son sahnesi de, yine farklı fikirleri beraberinde getirdi. Bazı kesimler final sahnesini fazlasıyla vurucu, net bir mesaj olarak değerlendirirken, bazı kesimler de vurucu bir final yerine “soru işaretleri yaratan bir son” olarak görüşlerini belirtti. Fakat filmin içinde, final sahnesinin daha önceden verildiği de bir başka ihtimal olarak söylenebilir.

The Platform’un son sahnelerinde, Goreng ve Baharat’ın küçük kıza ulaştığı ve “yönetime mesaj” olarak yukarı gönderdikleri gösterildi. Fakat önceki sahnelerde, yönetimin “Panna Cotta” içerisinde bulduğu kıl nedeniyle aşçıların tepki gördüğü de görülüyor. Goreng ve Baharat, aslında her ne kadar “Panna Cotta” ile mesajı vermek isteseler de, normal sonda tam gönderecekken 333. katta küçük kız ile karşılaştıkları, mesaj olarak çocuğu gönderdikleri izlenmişti. Fakat son sahnenin bir hayal ürünü olduğu, Miharu’nun çocuğu olarak tahmin edilen çocuğun, tamamıyla Goreng’in hayal dünyasında canlandığı da muhtemel bir senaryo olarak dikkat çekiyor. Bu açıdan düşünüldüğü zaman, ikilinin Panna Cotta’yı yönetime mesaj olarak gönderdiği, ardından hayatlarını kaybettiği ve sonrasında da hayal dünyalarında bu senaryoyu gerçekleştirdikleri, daha vurucu bir son olarak değerlendirilebilir.

Online Gezebileceğiniz 5 Müze

Bu şekilde düşünülen bir final senaryosunda ise, gönderilen mesaj olan Panna Cotta’nın içinden çıkan kıl nedeniyle aşçıların fırçalandığı görüldüğünde de, mesajın hiçbir şekilde yönetim tarafından anlaşılamadığı ortaya çıkıyor. The Platform, tüm olası senaryoları ile benzer konuda çok sayıda film olmasına rağmen başarılı bir eser olarak karşımıza çıkıyor.

Gerek olası final senaryoları, gerek genel akış, gerekse de kapitalizm kavramının karşısında mı, yoksa yanında mı olduğu tartışmaları ile film, Netflix’te büyük bir ilgi görmeyi başardı. Hatta öyle ki, film ekibi son iddialara göre bir devam filmi için Netflix ile görüşmelere başlandığını da söyledi. Böyle bir devam filminin yapılması da, “kapitalizm karşıtı” olarak düşündüren filmin izleyici kitlesini farklı soru işaretleri ile baş başa bırakabilir 🙂

İstanbul Uygun Oteller


Beğendiniz mi? Arkadaşlarınızla Paylaşın!

Sizin Tepkiniz Nedir?

Harika Harika
3
Harika
Hahaha Hahaha
0
Hahaha
Şok Oldum Şok Oldum
0
Şok Oldum
Beğenmedim Beğenmedim
0
Beğenmedim
Beğendim Beğendim
0
Beğendim
Üzdü Üzdü
0
Üzdü
Arda Çağatay Genç
1995 doğumlu, doğma büyüme İstanbullu. Sivas Cumhuriyet Üniversitesi Gazetecilik Bölümü'nü bitirdikten sonra, BuTatilde.com'da Genel Yayın Yönetmenliği yapıyor.

Yorum

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

The Platform: Anti-Kapitalizm Vurgusu (mu?)

 
Yazı Formatı Seçiniz
Serbest Yazı
Yazılarınıza Görseller Bağlantılar Ekleyebilirsiniz
Kişisel Test
Kişiliğe dair bir şey ortaya çıkarmayı amaçlayan sorular dizisi
Basit Test
Bilgiyi kontrol etmek isteyen doğru ve yanlış cevaplı sorular dizisi
Anket
Karar vermek veya görüş belirlemek için oylama yapmak
Liste
Klasik İnternet Listeleri
Geri Sayım Listesi
Klasik İnternet Geri Sayım Listeleri
Oylanabilir Liste
En iyi liste öğesine karar vermek için yukarı veya aşağı basın
Video
Youtube, Vimeo veya Vine Kodları